Rize olarak bir araya gelme, aynı hedefe kilitlenme, bir işi büyütme konusunda karnemiz pek iç açıcı değil.
Açık konuşalım: Birlik denilince söz çok, icraat az. Herkes aynı gemide ama kürekler başka başka yönlere çekiliyor. Sonra da “Bu gemi neden yürümüyor?” diye hayıflanıyoruz.
2022 yılında İbrahim Turgut göreve geldiğinde en çok sevinenlerden biri bendim. Çünkü ondan önceki dönemde taraftarla arasına mesafe koyan, tepeden bakan, yaptığı çıkışlarla Çaykur Rizespor’u ve Rizesporluyu küçülten bir anlayış vardı. Üstelik o dönemin sonunda takım da küme düşmüştü. Yönetim yapısında ise Rize’nin ruhunu, sokağını, tribününü, hafızasını yeterince tanımayan bir tablo hakimdi. O bir yıl, şehir adına da taraftar adına da kara ve kayıp bir dönem olarak hafızalara kazındı. İnsanlar sadece takımın düşmesine değil, aidiyet duygusunun zedelenmesine üzüldü.
Sonra İbrahim Turgut geldi.
Rize’nin ismen tanıdığı, vitrine çok çıkmayan, işiyle gücüyle bilinen bir isim. Futbolun içinden gelmiyordu ama bazen mesele topu bilmek değil, insanı bilmek insana dokunmaktır. O bunu sosyal yaşamında yaptığı hayır işleri ile yapıyordu ve futbolun içine taşıdı. Her kesimi kucaklamaya çalıştı. “Biz bir aileyiz. Hadi hep birlikte bu takımı ayağa kaldıralım” dedi. Kolları sıvadı. İlk yılında takım yeniden Süper Lig’e çıktı.
Burada unutulmaması gereken temel mesele:
“Çaykur Rizespor kimsenin şahsi malı değildir.”
Bu takım, bu şehrin ortak vicdanıdır. Bu renklere gönül veren herkesin, gücü neye yetiyorsa ortaya koyması gerekir. Kiminin parası, kiminin iş bitiriciliği kapı açar. Kimi forma alır, kimi bilet alır. Kimi tribünde bağırır, kimi dışarıda itibarı korur. Kimi de sadece alkışlar. İnanın bazen en kıymetli destek de odur, tribünde elleri ve yüreği ısıtan samimi alkış.
Biz ne yapıyoruz?
Yıllardır dedikoduyu bitiremedik, aynı masada, gelişim için aynı cümlede buluşamıyoruz. Oysa tartışılır, eleştiri yapılır, hesap sorulur ve dışarıya nasıl tek yumruk olduğumuz gösterilir. Dağınıklık, kırgınlık, çekişme ve küçük hesaplaşmaların kimseye faydası yok.
Küçük çekişmelerin, kişisel kamplaşmaların Rizespor’a zerre katkısı olmaz. Tam tersine, bu takımın enerjisini aşağı çeker.
Ben Cernat’ı anınca mutlu oluyorum. Kweuke’yi hatırlayınca yüzüm gülüyor. Hakan Tecimer’i, Şenol Birol’u, Hazan Vezir’i düşününce bu kulübün ne kadar büyük bir hafızası olduğunu hissediyorum. Rizespor yalnızca futbol kulübü değildir. Rize’nin ortak sevincidir, ortak hüznüdür, ortak hatırasıdır. Yenilse de bizimdir, yense de bizimdir. Bu şehrin yağmuru, Kaçkar’ı Ovit’i gibi dimdik hikayesidir. Bugünün yöneticileri de gelir geçer. Yarın başka isimler gelir. Ama Rizespor kalır.
Bir gerçeği de açık açık konuşalım: Bugün Rizeli, sporu seven bir Cumhurbaşkanı olmasa bu takıma birçok iş insanı bugünkü kadar yaklaşır mıydı? İşte asıl soru burada. Biz geleceğin Rizespor’u için ne yaptık? Altyapı adına, kurumsallaşma adına, kalıcı gelir adına, şehir desteğini büyütme adına ne koyduk ortaya? Tesisleşme adına bazı şeyleri aşsak da akademinin gelişi için sahaya ihtiyacımız olduğunu hepimiz biliyoruz.
Umut veren işler yok sayılmamalı.
Çaykur Rizespor Başkanı İbrahim Turgut’un son dönemde yaptığı en önemli işlerden biri, Rize’yi, Ankara’yı, İstanbul’u, eski sporcuları, siyasetçileri, sivil toplum temsilcilerini aynı çatı altında buluşturma gayreti oldu.
Türkiye genelinde yaklaşık 5 bin kişinin katıldığı organizasyonlar sıradan bir kalabalık değildi. O buluşmalar, “Bu takım sahipsiz değil” deme biçimiydi. Kulüp tarihine birlik ve beraberlik açısından önemli bir not düşüldü. Sokakta insanlar “Bizim İbrahim”, “İbrahim abi” diyorsa belli bir yol kat edildi demektir.
Demek ki olabiliyormuş.
Yeter ki niyet halis olsun.
Yeter ki hesap küçülmesin.
Yeter ki mesele ben değil biz olsun.
Rizespor’un yarınları için bugün görevde kim varsa yapıcı eleştirelim. Fikir koyalım. Katkı sunalım. Elimizden hiçbir şey gelmiyorsa da bari alkışı esirgemeyelim.
Çünkü bazen bir takımı ayakta tutan para değil, omuzdur.
Kalenderce:
Aynı renge gönül verip ayrı ayrı konuşmanın kimseye faydası yok.
Rizespor’u büyütecek olan şey, lafın yüksekliği değil, yüreğin samimiyetidir.
Aytekin KALENDER



















