Cumhurbaşkanı Erdoğan bayram tatili için Rize’ye geliyor…
Ama öyle sıradan bir ziyaret değil bu.
Bayram arifesi…
Kritik bir süreç…
Ve adres yine baba ocağı: Rize.
Bu şehir alışık böyle günlere…
Siyasetin en yoğun, en anlamlı zamanlarında hep bir adres vardır: Rize.
Şimdi soru şu:
Biz sadece karşılayan bir şehir miyiz…
Yoksa konuşan, talep eden, yön veren bir şehir miyiz?
23 yıldır bu şehir bir şey yaptı.
Sandıkta konuştu.
Net konuştu.
En net konuşan şehirlerden biri oldu.
Her seçimde birinci…
Her seçimde güçlü destek…
Her seçimde “biz buradayız” diyen bir Rize…
Peki şimdi sıra kimde?
Rize bugüne kadar desteği verdi…
Peki karşılığında istemeyi bilebildi mi?
Hayır…
Bakın mesele tam da burada düğümleniyor.
Çünkü istemek öyle kuru kuruya olmaz.
“Bize de bir şeyler yapın” demekle olmaz.
Dosyayla olur.
Veriyle olur.
İhtiyacın altını çizmekle olur.
Bugün bu köşede soruyorum:
Rize olarak biz ne istiyoruz?
Ve daha önemlisi…
Bunu ne kadar doğru anlatıyoruz?
“İstemeyi bilmeyen şehir, beklemeyi kader zanneder.”
ŞEHİR HASTANESİ: SABIR TAŞI ÇATLADI
Eğitim Araştırma Hastanesi dolmuş taşmış.
Otopark ayrı dert… Randevu ayrı dert… Fiziki şartlar ayrı dert…
Doktor kalitesi ayrı…
Millet sabah gidiyor, akşam çıkıyor.
Şehir hastanesi artık zorunluluk.
“Geç gelen hizmet, erken yorulan vatandaşa yetişmez.”
LOJİSTİK LİMAN: DERİNLİK Mİ, DERİNSİZLİK Mİ?
19 metre hayal değil… ihtiyaç.
Hatta biraz açık söyleyelim: Mecburiyet.
Çünkü mesele sadece bir liman değil.
Mesele, Karadeniz’de söz sahibi olmak.
Bak şimdi…
Karadeniz’de limanlar var ama çoğu sığ.
8 metre… 10 metre… 12 metre…
Bu ne demek?
Küçük gemi gelir… küçük ticaret olur… küçük kazanç kalır.
Ama 19 metre?
Orası başka bir oyun.
50 bin tonluk gemiler yanaşır.
Konteyner hatları rotasını değiştirir.
Uluslararası lojistik devleri “buraya uğrayalım” der.
İşte o zaman Rize sadece bir şehir olmaz…
Bir merkez olur.
Bugün dünya değişiyor.
Ticaret yolları yeniden yazılıyor.
Çin’den çıkan yük…
Orta Koridor üzerinden Avrupa’ya gidiyor.
Karadeniz artık sadece bir deniz değil,
Bir satranç tahtası.
Ve o tahtada kim derin limana sahipse…
O oyunu kurar.
İyidere işte tam bu noktada duruyor.
“Derin liman sadece gemi çekmez… kader çeker.”
HAVALİMANI: VAR AMA
Sefer az… Fiyat yüksek… Saatler uyumsuz.
Halen vatandaş Trabzon’a gidiyorsa…
Burada bir sorun var.
Yaz ayları geliyor. Halen takvimde planlama eksik.
“Uçak var ama uçamıyorsan, pistin anlamı yoktur.”
ŞEHİR İÇİ TRAFİK: KİM BU DÜĞÜMÜ ÇÖZECEK?
Sahil yolu şehri ikiye bölmüş.
Millet bahçesi şahane oluyor.
Şehri bütünleştirmek şart.
Dal çık projesi bekliyor.
Şehir sıkışıyor.
“Yol yapılmazsa şehir büyümez, sadece sıkışır.”
ÇAY TARIMI: ESKİ AŞK, YENİ YORGUNLUK
Çay artık geçim değil… mecburiyet.
Gençler uzaklaşıyor.
Bu iş yeniden planlanmalı.
“Değer verilmeyen ürün, toprağın değil kaderin terkidir.”
KALENDERCE
Bir zamanlar Rize’de anlatılan bir hikâye vardır…
Başbakan Mesut Yılmaz gelir…
Kültür Turizm Müdürlüğü’nü ziyaret eder…
Sorar: “Neye ihtiyacınız var?”
Cevap hazır:
“Efendim… televizyonumuz siyah beyaz… bir renkli televizyon istiyoruz.”
Bak şimdi…
Mesele sadece televizyon değil.
Mesele bakış açısı.
Bugün hâlâ aynı yerde miyiz…
Yoksa büyüdük mü?
Çünkü ağlamayan değil…
Doğru anlatamayan alamaz.
Belgesi olmayan…
Verisi olmayan…
Gerekçesi olmayan hiçbir talep karşılık bulmaz.
Rize artık şunu öğrenmeli:
İstemek de bir sanattır.
Ve bu şehir…
O sanatı öğrenmek zorunda.
Çünkü bugün konuşmazsak…
Yarın sadece izleriz.
Ve unutmayalım…
Cumhurbaşkanının Rizeli olmasının avantajını kullandık mı?
Dışarıdan gelenler daha farklı bekliyordum diyor.
Yani biz treni kaçırıyoruz.
Avantajı değere dönüştürmek…
Rize’nin aklına bağlıdır.
Aytekin KALENDER



















