Günümüzde sıkça adından söz ettiren Nihilist Penguen, aslında bir kuş türüdür. Büyük bir kısmı güney yarımkürede yaşayan penguenler; uçamayan, yüzebilen, perde ayaklı ve yaşamlarının yaklaşık yarısını denizde, diğer yarısını karada geçiren su kuşlarıdır. Beslenme düzenleri denizlerdeki kabuklular, kalamar ve balıklardan oluşur.
Yaklaşık 19 yıl önce ünlü yönetmen Werner Herzog tarafından çekilen Encounters at the End of the World belgeselinde, sürüsünden koparak kendi yolunu seçen bir penguenin görüntüleri yer alır. Bu sahne, son dönemlerde birçok kişinin sosyal hayatına dair anlamlar yüklediği, viral bir metafora dönüşmüştür. Sıklıkla dile getirilen “But why?” sorusu eşliğinde bu ayrılış sizce ne anlatıyor?
-Bir canlı, mutlu olduğu bir alandan neden ayrılmak ister? Yoksa toplumun bireyde yarattığı kırgınlıklar ve içsel yorgunluklar mı buna sebep olur?
-Toplumsal normlara uymamak hayat kalitesini ne ölçüde etkiler? Penguenin bu yolculuğunun sonu ölümdü…
-Bugün “hayat mücadelesi” denilen şey, kalabalık içinde benliğimizi koruyabilmek midir; yoksa uzaklaşıp kaybolmak mı?
-Var olmak, toplum içinde sağlıklı kalabilmek değil midir?
-Bir hedefe ilerlerken çoğunluğun düşüncelerini mi benimsemeliyiz, yoksa bildiğimiz yoldan sapmamalı mıyız? Bu hikâye bize bir ders olabilir mi?
-Giderken, “kal” denmesini beklemek doğru mudur?
-Gitmese, zamanla bir şeyler değişir miydi?
-Sürü tarafından yanlış yönlendirilmiş, kandırılmış olma ihtimali var mıydı?
-Yanlış olduğunu bildiğimiz bir yolda yürümek kime ne kazandırır?
-Penguenin ölüme gitmesi cesaretinin mi, yoksa zayıflığının mı göstergesiydi?
-Çoğunluk bizi konfor alanımızın dışına iterse gitmeli miyiz, yoksa direnç gösterip kalmalı mı?
-Bazen seçimler, farkında olunmayan bir sağlık problemi ya da bilinç dışı bir etkiyle mi yapılır?
-Hedefimize ulaşmak bize zarar verecekse, yine de devam etmeli miyiz?
-Penguenin dağda ölmesi, denizde ölmeyeceği anlamına mı gelir?
-Gerçekten sürüden ayrılması gereken bir penguen miydi?
-Belki de dönmek için gitmişti… Ya da dağda bıraktığı bir yavrusu vardı, dönecekti...
Penguen örneğinde de görüyoruz ki, gördüklerimizle sandıklarımız arasında büyük farklar vardır. Bilmeden konuşmamak, görmeden yorumlamamak gerekir. Bugün penguen hakkında bildiğimiz her şey, yalnızca bir fikir ürünüdür.
Demem o ki; bilmediğimiz bir süreci yargılamak yada yorumlamak doğru değildir. Herkes kendi hayat hikâyesinin kahramanıdır:
Kimininki güllük gülistanlık, kimininki çamur ve bataklık… Ama bir şeyleri düzeltmek kısmen de olsa bizim elimizdedir.. Gerisi şükür, gerisi tevekkül..
Bize gitmenin değil, bilmeden hüküm vermenin tehlikesini hatırlattığın, sessiz yürüyüşünle bize, görmeden yargılamamayı öğrettiğin için;
Teşekkürler Nihilist Penguen.
Meryem Avcı



















