Bugün, 17/25 Aralık’ın yeni versiyonuyla karşı karşıyayız. İmamoğlu masumdur gibi bir iddiam yok. Zaten 17/25 Aralık sürecinde de siyasetçilerin masum olduğuna inanmıyordum. Hangi partiden olursa olsun, siyaset ve siyasetçiler kirli. İmamoğlu da bu tablonun dışında değil.
Ancak burada asıl mesele, yargının siyasi bir kitle imha silahı olarak kullanılmasıdır. Yargı, siyasetin oyuncağı ya da kuklası olmamalıdır. Kaldı ki bugüne kadar hangi AK Partili’den hesap soruldu? Melih Gökçek’in oğlu milletvekili yapıldı, "Bakara-Makaracı" büyükelçi oldu ve daha niceleri… Tıksırıncaya kadar yiyenler, hapislerde çürümesi ve tüm varlıklarına el konulması gerekenler, skandallar patlak verdiğinde sessizce gözlerden uzaklaştırıldılar.
Son aylarda yaşanan soruşturmalar, gözaltılar ve tutuklama furyası nedeniyle demokrasi, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ve toplumsal barış büyük yaralar almıştır. Anayasayla teminat altına alınan özgürlükler zarar görmüş, halkın huzuru sarsılmıştır. Bu ülkeyi ve milletini seven, Türk devletinin geleceğini düşünen herkesin bu çılgınlığı tasvip etmemesi gerekir.
Kimse "yargı bağımsızdır, tarafsızdır, yargıya güvenin" diyerek milletin aklıyla alay etmemelidir. Geçmişte büyük hukuki haksızlıklara ve yargı eliyle zulümlere maruz kalan bir siyasi hareketin, bugün aynı haksızlıklara imza atması, sadece rövanş alma duygusunu körükler. Bu kısır döngünün içinde her gelen, bir öncekine hesap sormak yerine kendi iktidarını tahkim etmeye çalışıyor.
Birkaç aydır yaşadığımız bu kabustan uyanmayı, huzurlu ve adil günlere kavuşmayı diliyorum. Sevgili kardeşim İsmail Saymaz’a da büyük geçmiş olsun. Yurt dışı çıkış yasağı getirildiğinde başına gelecekleri tahmin etmiştim, bugün de tutuklanacağına eminim. Bu hengamede Ümit Özdağ hocayı da unutmayacağız…